AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Belfast Tılsımı

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Julith Swensen
Seherbaz
Seherbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 30
Mücadele Tarafı : .

MesajKonu: Belfast Tılsımı   Perş. Ara. 30, 2010 2:51 pm

    Belfast Tılsımı


    Bölüm 1: Mr. Lockwood'un Güncesi.

    16 Nisan 1996

    Muggle ırka sihir gücü verebilecek bir obje, bir tılsım!
    Merlin aşkına. Çocukluğumuz –aslında bütün büyü dünyasının çocukluğu- bu tip hikayelerle, düzmece anlatılarla eğlenerek geçti; ama şimdi bu olası olmayan şeyin gerçekleşebileceğini bilmek… Sakince düşünemiyorum bile. Bir süredir üzerinde çalıştığım Cızkıpırlar’dan buralara kadar gelmek… Evet, kabul ediyorum. Tamamen rastlantısal bir olaydı bu; ama şu ana kadar yaptığımı araştırmalar bulgularımı destekler nitelikte.

    Kanında sihrin damlasını taşımayan bir insan, büyücü olabilir. Belfast Tılsımı Efsanesi, inanıyorum ki, gerçek.



    30 Mayıs 1996

    Araştırmalarımdan neredeyse eminim artık. Geriye kalan tek şey atağa geçip denemelere başlamak; ancak bu işe tek başına kalkışmanın getireceği fayda ve zararları oturup enine boyuna düşünmek gerek. Belli kesimlerin tepkisini çekeceğimi sanıyorum. Yine de ilme boyun eğmek zorundalar, bu geçtiğimiz ve gelecek asrın en önemli çalışması olacak.

    2 Haziran 1996

    Bunu nasıl göremezler? Beni nasıl anlamazlar?
    Bugün Sihir Bakanlığı’na çalışmalarım hakkında görüşmek için gittim ve onlar beni değersiz, sıradan bir araştırmacı olarak gördüler! Sanki ödenek istemeye gitmişim gibi… Bu dünya benim dehamı taşımayı hak edecek bir şey yapmıyor. Ah, hayır hayır! Ne cüretle beni aşağılar, hayal aleminde yaşadığımı ima ederler? Kim sanıyorlar kendilerini benim karşımda? Onlara sunduğum şey, üstelik belgelere dayalı, tarihin kendi kendisini yazması. Körler, sağırlar; ama en önemlisi de bağnazlar! Kitaplar yazacak beni, insanlar yolumdan yürümek isteyecekler. İsmimi ölümsüzleştireceğim.


    27 Ocak 1999

    Gecemi gündüzüme katmama rağmen kayda değer bir ilerleme kaydedememek ne acı. Romanya’da simyacılarla, Yunanistan’da tarihçilerle çalıştım. Yazıtlar incelemek üzere Mısır’a ziyaretlerde bulundum. Yağmurlu vatanımı o kadar özledim ki! Bana inanan bir avuç insanla çalıştım ve ne yazık ki böylesine kıymetli insanların benimle ilgili olan bütün anılarını çaldım. Gizlilik esas olmalı. Tanrım, senden sabır diliyorum. Ne yazıktır ki yolun hala çok başındayım.

    Tabii ki kırklı yaşlarının ortalarında bir adam olmam beni bazen zorluyor. Bedenim, sürekli çalışmaktan ve seyahat etmekten bitap düştü. Yine de umudum Moskova’da yaşayan kıymetli dostum Sergei’den yana kuvvetli. Onun engin büyü bilgisine ve daha çok hep faydalandığım kütüphanesine güveniyorum.



    7 Mart 1999

    Bir süredir Rusya’da gizli bir evdeyim, tabii ki kadim dostum Sergei’nin evi. Yalnız bu sefer beni karşılamaktan rahatsız olduğunu sezinliyorum. Oysa araştırmamdan söz etmedim bile. Olağan ziyaretlerimden biri olduğunu düşünüyor olmalı. Ah, bilse efsanelerin peşinden koşan bir romantik olduğumu düşüneceğinden nasıl da eminim!
    Her neyse. Çalışmalarım hususunda hala çok titizim tabii ki. Ne yazık ki yakın süreçte kendime zarar vermeden bir takım efsunları yapabileceğimi sanmıyorum. Belfast Tılsımı, bir bataklık gibi. Beni içine çektikçe çekiyor.



    20 Mayıs 1999

    Başıma gelenler! Kalkıştığım işin ciddiyeti, ehemmiyeti ve de karanlık yüzü bana günlerdir göz kırpıyormuş. Ben görememişim. Bu satırları güvenliğinden pek emin olmadığım Nice’in güzelliğine yakışmayan bir Muggle meyhanesinden yazıyorum.

    Sergei ile akşam yemeğindeydik. Bana yine kendisi gibi davranmıyordu. Üstelemedim; ama sonra küçük küçücük bir ayrıntı dikkatimi çekti. Sol elinin serçe parmağında var olmayan yaradan bahsediyorum tabii ki. Büyüyle çok rahatlıkla kapatılabilecek bir izdi; ancak kendisine rahmetli eşinin ölümüyle ilgili bir anıyı anımsattığı için asla yarasından vazgeçmemişti. O anda anladım. Karşımda oturan yıllardır bildiğim adam değildi.

    Tabii ki kaçtım oradan. Birileri benim ne yaptığımı ya biliyor ya da şüpheleniyor. Niyetleri her ne olursa olsun… Peşimdeler.



    9 Ağustos 2002

    Atlattığım badireler bini aştı. Korkarım ki çalışmalarımı sonlandıramadan bu dünyadan göçeceğim. Tanrı’m beni cennetine kabul eder mi bilmiyorum; ama yeryüzünde gazap alevleriyle kucaklandığımı söylemem yanlış olmaz. Her an peşimde birinin olduğu hissine kapılıyorum, her an birisi tarafından izlenmişlik duygusuyla uyanıyorum uykularımdan; ama en fenası bu değil.

    Geçen ay bir bileklik üzerinde büyü denemelerime başladım. Tasarıma göre; ancak takan kişinin –yani benim- çıkarabileceği bir büyü koydum önce. Ne kaynak yeri ne de açmak için bir aparatı olan gümüş bir sicim. Uzaktan yahut yakından, hiç fark etmez, şık bir ziynet eşyasından farksız. İlk denemelerim; ne yazık ki hüsranla sonuçlandı.

    Kendime zarar vermek pahasına yola çıktım. Başkasına değil. Tamamen benim hatam sonucu bir muggle öldü. Evet, kim reddedebilir? Onu ben öldürdüm. Adı, Emilia idi. Güzel kahverengi gözleri vardı ve tek suçu evsiz olmaktı. Tam da benim istediğim gibi. Kimlik yok, arayanı yok, soranı yok. Otuzlu yaşların ortalarında; ama daha yaşlı gösteriyor. Ondan yaşıyormuş gibi bahsettiğimi biliyorum; oysa o görüntüsünden geriye yanmış bir beden kaldı geriye. Evim, yanık et kokuyor.

    Emilia, sonsuza dek yok oldu; ama yine de hiç var olmamış olması beni rahatlatıyor. Evet, ulvi bir amaç uğruna can verdi. Bir dahakine onda yaptığım hataları uygulamayacağım. Tılsımım doğru çalışacak.


    23 Şubat 2009

    Hiçbir şeyin doğru gitmediğini hissediyorum ve kimi zaman yılgınlıkla bütün gün oturup yıllarımı harcadığım şeylerin ne kadar doğru olduğunu düşünüyorum. Yanıt vermesi için bir ses bekliyorum; ama hayır. Sessizlik.

    9 Aralık 2014

    Bu sefer olduğuna eminim! Bu sefer başardığıma eminim!
    Dünya artık eskisi gibi olmayacak. Vücudumda açılan yaralar, ölümümü isteyen adamlar, şimdiye kadar benim yüzümden insanlık için can veren sekiz muggle… Açıkçası artık umrumda dahi değil. Tek gerçek var: Başardım. Elime aldığım anda hissettim. Yıllardır beklediğim, elde etmek için tırnaklarımla kazıdığım başarım; bebeğim, doğdu.



    10 Aralık 2014

    Bugün yolda yürüyordum. Uygun bir denekti istediğim. Güvenini kazanabileceğim genç, dinamik bir muggle. Sonra onu gördüm. Adını sorduğumda bana pek kibar davranmadı, benden para istedi; ama ben onu ikna edebildim. Kısaca Joe, diyorum. Bir dizi yalan söyledim ve bilekliği ona takmayı başardım.
    Şimdi evimde neden muggle aleti olmadığını sorgulamakla meşgul. Ona banyo yapmasını söyleyeceğim sanırım. Çöpte yaşam zor olmalı.


    3 Ocak 2015

    Tılsımın olduğuna eminim! Fakat adam bir türlü büyü yapamıyor. Onu zorlayabildiğim kadar zorluyorum. Kimi zaman kafasına saksı attığım bile oluyor. Eh, beni ihtiyar bir kaçık gibi görmesine rağmen kalacak sıcak bir yer işine geldiğinden –kimi zaman da unutturma büyülerimden nasbini aldığından- hala gözetimimde yaşıyor. Tek çarem, beklemek. Onun büyü yapabildiğini görmek için yaşamımı huzuruna sunabilirim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Magnus Ormåsen
Sihir Bakanı Asistanı, Büyüceşûra Hâkimi, Lunar Society Lideri
Sihir Bakanı Asistanı, Büyüceşûra Hâkimi, Lunar Society Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 161
Mücadele Tarafı : Norge.
RP Sevgilisi : Pek işi olmaz bu tarz 'duygusal ve insani' uğraşlarla.
Belirgin Özellikleri : Yakışıklı, kibirli, safkan, zeki hergele.

MesajKonu: Geri: Belfast Tılsımı   Perş. Ara. 30, 2010 3:08 pm



    Bölüm 2: Bakanlık.

Gün son derece sıradan başlamıştı. Sağda solda halledilmesi gereken evrak işleri, azarlanması gereken çaylaklar, denetlenen daireler, seherbaz görevlerinin onaylanması... Her gün karşılaştığım işlerdi bunlar ve hepsi kontrolüm altındaydı. Ancak az sonra gerçek olmasına hiç ihtimal veremeyeceğim şeylerin kanıtlarıyla karşılaşacaktım. Bundan habersiz bir şekilde her sabahki gibi ofisime geçmiş, evrak çantamı masamın üzerine koymuştum ki henüz loş olan odada, arkamda bir yerde mavi bir ışık parıldadı, bir patronus. Sağ elim asamın üzerinde vücudumu patronusa çevirdim. Işığın şiddetinden gözlerim kamaşmıştı, hayvanın ne olduğunu göremiyordum; ancak ağzını araladığında konuşan bariton, her zamankinin aksine cansız sesin sahibini hemen tanıdım, Sihir Bakanı Nichoals T. Carter. Bakan her ne yapıyorsam bırakmamı, acilen kendisini görmeye gelmemi istiyordu. Sesinin çatlamasından anladığım kadarıyla önemli bir şey olmuştu, asla beklememesi gereken bir şey. Hızlı adımlarla odamdan çıkıp katiplerin bir şeyler karaladığı koridorları arşınlamaya başladım. Bakanın odasıyla benimki aynı salona açılan kapılardan oluşan tek bir hat üzerindeydi. Ölçüldüğünde on beş metreden daha fazla olmayan bu uzaklık, adamın yorgun sesini duyduktan sonra adımlarımı ne kadar hızlı atarsam atayım millerce uzunluktaki gibi geliyordu. Arkamdan gelen bir kadın birkaç ufak belge işi için imza istiyordu; ancak kafam o kadar karışmıştı ki kadının adını bile hatırlayamayarak onu başımdan savdım. Bordo rengi halı üzerinde ilerlerken ardımda meraklı gözlerle izleyen bir bakanlık görevlisi güruhu bıraktığımda bakanın ofisine nihayet varabilmiştim. Sekretere sadece göz kontağıyla ufak bir selam verip üzerinde altın yaldızlarla bakanlık arması işlenmiş ve kısa harflerle Sihir Bakanı NICHOLAS T. CARTER yazan siyah meşe kapının önünde dikildim. Derin bir nefes aldım, sağ elimi kaldırdım ve kapıyı üç kez tıklattım. Aldığım onayın ardından kapı tokmağını avuçlayarak içeri girdim. Cüppem hafifçe dalgalanarak bakanın masasının önüne kadar gelip “Buyrun Bakanım?” dedim. Adam eliyle masanın önündeki koltuklardan birini işaret etti, oturdum. Anlaşılan oturmamı gerektirecek kadar uzun sürecek ve ciddiyeti tartışılamayacak bir mesele mevzubahisti.

Bakan önündeki evraklarla birkaç saniye boyunca uğraşırken, onu inceleme şansım oldu. Gözlerinin altı kararmıştı, göz yuvaları küçülmüş, gözlerinin akındaki kılcal damarlar belirginleşmişti. Cüppesi hemen yanımdaki diğer bir koltuğa gelişigüzel şekilde bırakılmıştı. Feci halde kırışmış beyaz gömleğinin kolları dirseğine kadar çekilmiş, yer yer kırlaşan saçları dağılmıştı. Öyle görünüyordu ki Bakan, gecesini ofisinde geçirmişti. “Belfast Tılsımı Efsanesi'nin ne olduğunu biliyor musun Magnus?” Tabii ki biliyordum! Küçük yaşlarından beri her büyücü yahut cadıyı eğlendirmek için anlatılan bir muggle hikayesinden ibaretti. Oldukça nadir görünen hafif gülümsememle cevap verdim. “Elbette, Bakanım, ama bu safkan düşkünlüğü olanların kendilerini eğlendirmek için uydurdukları bir hikayeden ibaret. Gerçek olmasının imkanı yok.” Burnumdan verdiğim soluğa yüzümdeki ironik bir ifade eşlik ediyordu. Rahatlamıştım. Belfast Tılsımı demek. Diğer yandan, Bakan asla bu derece gülünç bir şeyi ciddiye alacak biri olmamıştı. Yüzündeki ifadenin gevşemediğini görünce gerildim ve sordum. “Değil mi?” Açıkçası bu tarz konularda -sihrin sınırları, kimlere gücün bahşedildiği, kimlerin onu nasıl kullanabileceği ve kimlerin kullanamayacağı- kolay ikna olabilen bir yapım yok. Ancak Bakanın bezgin soluğu eşliğinde arkasına yaslanarak ciddi ifadesini bozmaması ikna etmemi sağlayacak ilk adımı atmam için yeterli olmuştu. Adamın zayıf sesi konuştu. “Ne yazık ki bu sefer gülüp geçebileceğimiz bir şey değil. Dün gece geç saatlerde Kensington'da gerçekleşen olaydan haberin olmuştur, bir cinayet. Öldürülen kişi Mr Lockwood idi. Sıradışı çalışmalarıyla tanınan biri. Ancak son yirmi yıldır pek gün yüzüne çıkmamayı tercih etti. Çünkü,” Yüzünü buruştup işaret parmaklarıyla şakaklarını ovalamaya başlamıştı. “çünkü Mr Lockwood Belfas Tılsımı üzerinde çalışıyordu ve onu efsane olmaktan çıkarmıştı.” Her ne kadar ona gönülden inanmayı istesem de yüzümdeki kuşkuculuğu gören Bakan devam etti. “Sıradan bir cinayet gibi görünen bu olaya el koyamaya gidenler böyle bir şeyin gerçek olamayacğını düşündüklerinden üzerinde duymamışlar. Ancak ben duyar duymaz anladım. Bir de bunu bulmuşlar.” Eliyle bir kağıt parçasını bana doğru uzatmıştı. Şaşkınca, bunun gerçek olamayacağını haykıran yüzlerce yıllık mantığımı bastırıp altı çizili pasajları okumaya başlarken, bir yandan da bakanı dinliyordum. “Mr Lockwood'un günlüğünden birkaç cümle. Günlüğün aslını bulamadık, bu sadece kendisi için çıkardığı kopyalardan biri.”

    (...)Muggle ırka sihir gücü verebilecek bir obje, bir tılsım! (...) Şu ana kadar yaptığım araştırmalar, bulgularımı destekler nitelikte. (...) Kanında sihrin damlasını taşımayan bir insan, büyücü olabilir. Belfast Tılsımı Efsanesi, inanıyorum ki, gerçek. (...)

Şaşkınlığım hala üzerimde, bir elimdeki dehşet verici kağıda, bir de bakanın yüzüne bakıyordum. “Bu... bu gerçek olamaz! Bir muggle, n-nasıl bir büyücüye? İmkansız!” Bakanın gergin yüzüne hafif bir sinir ifadesi hakim olmuştu. “Ama oldu Magnus! Bu adam, Lockwood, Lysander Morpheus'un adamları tarafından öldürüldü. Üzerinde çalıştığı, tılsımı gerçekleştirdiği ve adının Joe olduğundan başka hakkında hiçbir şey bilmediğimiz 'Muggle' ise firari. Şu an için onu Morpheus'tan önce bulmaktan başka umudumuz yok.” Bakan oturduğu makam koltuğunda dik duruyordu. “Dinle Magnus, bu işi kimse duymadan halletmelisin. Hele ki içimizde bir casusun olduğundan emin olduğumuz şu günlerde Bakanlıktan veya Lunar Society'den bile hiçkimsenin haberi olmamalı. Şu an için bilen yalnız üç kişiyiz. Hemen bugün, Lunar Society'nin üst düzey beş üyesini alarma geçir, acil bir toplantı yap ve şu Joe denen adamı bulun. Yoksa oluşacak galeyanın önünde ben bile duramam.” Yüzümde oluşan ifade onu tamamen inandığıma ve hazır olduğuma ikna etmiş olacak ki “Bakanlıktaki görevlerinden bu iş bitinceye kadar azat edildin. Şimdi çık ve ne gerekiyorsa yap!” dedi. Elimde bana uzattığı bir başka dosyayla ayağa kalktım, Atriyum'a bakan penceresinin önünde olanca haşmetiyle duran bakana hafifçe selam verdim ve geldiğim hızla ofisi terk ettim.

Kendi ofisime vardığımda meraklı gözlerin beni izlediğinin farkındaydım. Hemen evrak çantamı alıp bugün hiç kullanmadığım -ve gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda bir süre daha kullanmayacağım- ofisimden çıkarak Atriyuma indim. Gözüm kimseyi görmüyordu. Şahit olduğum onca durumun arasında Bakanlık bu kez gerçekten de bir felaketin eşiğindeydi ve bunu engellemek gerçekten zor olacaktı. Elimde sıkıca tuttuğum dosya ve evrak çantamla şöminelerin birine girerken, kafamda milyonlarca düşünce durumun içinden nasıl sıyrılabileceğimizi, kimleri alarma geçirmem gerektiğini ve ne yapacağımızı tartışıyordu. Yeşil alevler etrafımı sararken durağımın The Lunar House olacağı kesindi.

_________________
Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
M. Anthony Pratt
Seherbaz
Seherbaz


Mesaj Sayısı : 41
Mücadele Tarafı : hy

MesajKonu: Geri: Belfast Tılsımı   Perş. Ara. 30, 2010 3:17 pm

    Bölüm 3: Belfast Efsanesi

“Bu anlatacağım hikaye Belfast Tılsımı hakkında.” diye fısıldadı sandalyede oturan ve sarı gece lambasının ışığında saçları daha da parlayan ihtiyar adam. Yatakta yatıp dedesine bakan kız gözlerini irice açmış, yorganın üzerinden göğüslerinde buluşturdu ellerini. Adam dudaklarını ıslatıp konuşmaya başladı. “Bir vakitler, çok eski vakitler, Belfast'taki bir tepede karşılaşan iki insanın öyküsüyle başlıyor bu efsane küçüğüm. Safkan bir cadının, Muggle bir adama olan tutkusunu. Yasakları delmeye çalışan iki insan.” Adamın kaşları masalın havasına girmek için çatılırken küçük kızınki havalandı. “Yasak mı?” “Evet, o zamanlarda safkan aileden birisinin bir Muggle ile yakınlaşması tahmin edemeyeceğin kadar yanlış bir şeydi.” Bir iç geçirdi, gerçi şimdi ne fark ediyordu ki? “Her neyse miniğim; bu iki insan Belfast'ın o tepesinde karşılaştıklarında aşık olmuşlar. Bu öyle büyük bir aşkmış ki adam her gece kilometrelerce yolu kat edip geliyormuş o tepeye. Kadın ise büyücü olduğundan bir şaklamayla varıyomuş oraya. Yine de, o kadının her gece aldığı risk adamınkinden kat be kat fazla sayılıyormuş. Safkan olan ailesinin kanını, onların tabiriyle ayaklarının altına alarak geliyormuş oraya. Her gece, aksatmadan buluşmuşlar. Ama ortada olan büyük gerçeği öğrenmiş adam, kadının büyücü olduğunu. Elbette ki kadın söylemiş bunu, onu çok sevdiğinden saklayamayacağını biliyormuş. Ve ailesini anlatmaktan da geri kalmamış, acının kendisini esir almasına izin vermiş ama bunu da adam kovmuş. Birbirlerini sevdiklerini söylemişler ve bir çıkış yolu aramaya başlamışlar. En sonunda bu durumun ne kadar süreceğini bilemediklerinden kadın, durumu ailesine açıklamış.” Kızın meraklı iri gözlerine baktı yaşlı adam. Bu kan ayrımını ona anlatması ne kadar doğruydu bilemiyordu ama devam etti. “O gece tam bir felaketmiş, kadının ailesi böyle bir işin olamayacağını kesin bir dille belirtmişler. Kadın bir uçurumun ucundaymış artık. Yapacağı tercihe göre belirleyecekmiş hayatını. Uzun geceler uykuları kaçmış ama sonunda var olan çözüm yöntemlerini geri itmiş kadın. Kendi köpsürünü kurmuş. Birçok şeyi yapabileceğini biliyormuş. Düşündüğü şey delilikten de öteymiş hem de. Kadın kararını vermiş, adamı büyücü yapacak bir tılsım yapacakmış.” Kız gözlerini kırpıştırırken adam derin bir nefes daha aldı. Bu tepkiyi önceki üç torununda da görmüştü. Yine de her seferinde aynı irilikte bakan saf gözleri görmek hoşuna gidiyordu. “Bunu adama anlattığında, kendisini mutlulukla kabul etmiş adam. Ne var ki bilmiyormuş yapmak istedikleri şeyin imkansız derecesinde zor bir şey olduğunu. Kadın yine de uğraşmış, gecesini gündüzüne katmış ve çalışmış. Ailesine sevdiği adamı beğendirecek bir yol bulduğunu düşünerek didinmiş. Ama kanında bir damla bile büyücülük bulunmayan bu adamı hiçbir şekilde ailesi kabul etmeyecekmiş zaten. Günler diğerlerini kovalarken ve ikisi de sabırla beklemişler. Bir gece, ay henüz yarım formunu koruyorken Belfast'taki tepede tekrar buluşmuşlar. Ve o gece, kadın başardığını biliyormuş. Sevgilisini, hayatını adadığı bir şeyle ödüllendirecekmiş. Kendi asasıyla onun tılsımını biçimlendirmiş. Ve adamın boynuna, gecenin maviliğinde daha da parlayan tılsımı taktığında nefesini tutmuş. Beklenen an geldiğinde, adamın büyü yapabilmesini beklemişler. Ama kaderin onlara söylediği şey oyunu adil oynamadıkları olmuş.” Adam konuşmayı kestiğinde kız kaşlarını kaldırdı. “Nasıl yani? Ne olmuş?” İhtiyar adam küçük kızın saçlarını karıştırdı. “Onlara izin verilmemiş küçüğüm, başaramamışlar.” “Peki onlar... Ölmüşler mi?” Adam acı verici bir şekilde başını salladı. “Ölmek denemez balkabağım, sadece ortadan yok olduklarını biliyoruz. Bir daha ortaya çıkmamışlar. Ama böyle bir şey gerçekleşseydi eğer; kadın, sevgilisini göğsünü gererek götürürdü ailesine.” Kızın burnundan verilen solukla adam uzanıp onun turuncu saçlarını karıştırdı. “Yarın akşam daha mutlu bir şey anlatırım küçüğüm, İyi Kader Çeşmesi'ne ne dersin?” Küçük kız mutlulukla başını sallarken adam kurumuş dudaklarıyla onun saçları arasına bir öpücük bıraktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Belfast Tılsımı
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Merkez :: Yan Kurgular-
Buraya geçin: